« Hayal »

Ne güzel şeymiş bu hayal! Bende artık misafir değil kalıcı oldu. Olsun mutluyum ben hayallerimle.. Gerçeğin bi resmini çekiyorum ve yoğuruyorum onu hayallerimle.. O kadar güzel şeyler çıkıyor ki ortaya, mutluluk zirve yapıyor insanda!

Bir de dönüp bakıyorum gerçeğe, hep aynı monotonluk hep aynı sıkıcılık. Hiçbir adım atamıyorsun ki gerçekte.. Ne istediğin gibi yaşayabiliyorsun hayatı ne de istediklerinle yaşayabiliyorsun..

Oysa hayallerim öyle mi ? Bazen kendimi hüzünlendirsem de hemen mutlu ediyorum ardından. Çünkü hayallerimde beni kimse kırmıyor, üzmüyor ki! 

Galiba bu yüzden seviyorum kafamın içinde yaşamayı. Gerçek şu ki, gerçeğin sıkıcılığından kaçıp sahteliğin zirvesinde mutluluğu arıyorum.

« Aleppo »

 Bugün de silah sesleriyle yarı uykulu gözlerini açtı. Neredeyse son günlerde hiç uyuyamıyordu. Doğru ya sadece silah sesleri değildi nedeni. Kalan son yiyecekleri de iki gün önce bitmişti . Küçük bedeni açlığa nasıl dayanabilirdi ki?

  Dışardan yine silah sesleri yükselmeye başladı. Yanından hiç ayrılmayan annesinin ellerine sımsıkı sarıldı.Minik kalbi adeta metrelerce koşmuş gibi küt küt atıyordu. Çaresiz gözlerini kapatıp başını annesinin göğsüne koydu.

  Susmayan silah sesleri  kulaklarını doldururken, fırsat buldukça gözlerini açıp etrafta neler olup bittiğine bakmaya başladı. Bombaların duvarda kocaman bir delik açtığı odanın içinde nefes alan sadece kendisi ve annesi vardı. Bir de ilerde örtünün altında birisi.. Bir ceset… iyice düşününce babası geldi aklına.. Annesinin feryat ederek ölü babasının cesedinin üstünde ağladığını hatırladı bir an . Sonra yine sımsıkı kapattı yaş dolan gözlerini.

  Nereden bilebilirdi ki birilerinin gelip ailesini ve onu öldürmek isteyeceğini? Sadece korkuyordu ne olacağını bilmeden. Daha dün cephede babasını kaybetmişti. O küçük yaşına rağmen ölümün varlığını çoktan kabul etmişti artık. Sonra bir ses duydu ve annesinin telaşını fark etti. Etrafında olup bitenlere bi anlam veremezken veya ölüm nedir daha onu bile anlayamazken, inceden yükselen bir sesin sonunda kötü biteceğini tahmin edebiliyordu.

  Son kez yaşlarla dolu ürkek gözlerle annesine baktı. Gözleriyle, annesine sevgisini ve bu cehennemde yalnız bırakıldıkları için bütün insanlığa nefretini anlatıyordu. Sonra ses iyiden iyiye yükseliyor..ve sonra bir acı..ve hep bir karanlık her yeri kaplıyordu. Her şeyi bir gece gibi örten ama bu insanlık ayıbını örtemeyecek bir karanlık.. Kimisine huzur veren, kimisini yok edecek olan karanlık..

« Üşüyorum »

Kuş konmaz kervan geçmez bir dağ yamacındayım. Ne ses var, ne görüntü. Herkes bir yerlere gitmiş sanki. Tek ben kalmışım burda. Ellerimi hareket ettiremiyorum. Gözlerim dahi bulanık görüyor. Tek görebildiğim şey bembeyaz bir örtü. Gözlerim kamaşıyor. Bedenim acı içerisinde kıvranırken ellerime bir sıcaklık ilişiyor. Başımı hafifce öne doğru eğiyorum. Bembeyaz kara karışmış kıpkırmızı nehirler akıyor adeta. 

Göz perdelerim açılıyor biraz daha. Uzakta çok uzakta sis bulutlarının arasından bir ışık göz kırpıyor bana. Başımı iyice kaldırıp geriye doğru yaslanıyorum. Acıdan kıvranırken bir anda unutuveriyorum herşeyi. Sanki bütün sevdiklerim bir bir beni çağırıyor uzaktan. Kollarımı kaldırmaya çalışıyorum ama yapamıyorum. Onlara ulaşmak istiyorum ama ulaşamıyorum. Sadece hayal ediyorum. Hayalimde çeşme başında onları düşünüyorum.

Bedenimden kan iyiden iyiye çekiliyor. Göz kapaklarım artık beni dinlemiyor, yavaş yavaş kapanıyor. Bir şeyin son bulduğu ve her seyin başladığı o an yavaş yavaş geliyor. Gözlerim kapanmadan uzaktan uzağa seyre dalıyorum.

Huzur doluyor içime. “Ben sonsuzluğu düşünüyorum. Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum. Durun kapanmayın pencerelerim. Güneşimi kapatmayın. Beton çok soğuk, üşüyorum..”

« Şehadet »

Büyük bi patlama sesiyle uyandı yine. Afalladı bir an da sağa sola baktı. Neler oluyordu anlamaya çalıştı önce. Yanından yavaşça bir asker geçti. Nöbetçi askerlerdi bunlar. Devriye atıyorlardı siperlerde.Salih çavuşu gördü karşısında ve hemen tekmil verdi. Salih çavuş ” Bu kadar uyku yeter Mehmet’im sıra bize geliyor” dedi omzuna dokundu ve yanından geçip diğer askerleri uyandırmaya devam etti. Askerler bir bir uyanıyorlar ve tekmil veriyorlardı. Bir iki asker aralarında konuşunca hatırlmaya başladı. Taarruz sırası  gelmişti. Gökyüzüne baktı, ay hala tepenin arkasına sarkmamıştı. Bu da demek oluyordu ki en fazla iki saat uyumuş olabilirdi. Uykusunu alamadığı için bütün bunlar aklına  geç gelmişti. Eğitimden sonra bir haftadır cephedeydi. Tek yaptığı kalan eğitimlerini tamamlayıp nöbet tutmaktı.Zaten bir haftadır da hiç uykusunu alamamıştı. Silah sesleriyle , bomba sesleriyle uyumak çok zordu.

Aklına mektebe giderken annesinin onu nasıl uyutmaya çalıştığı geldi. Bıyık altından gülümsüyordu. Annesi Mehmet ‘i uyutmak için çok uğraşırdı. Ona hep “Uykunu iyi al ki yarın mektepte zihnin hep açık olsun Mehmet’im ” derdi. Annesi bilirdi Mehmet’inin öğrenmeyi ne kadar çok sevdiğini. Sabah uyanınca ilk iş kahvaltılığını hazırladı oğlunun. Ekmekleri ısıtıp evde kalan yağları sürerdi sıcacık ekmeğine . O kadar lezzetli olurdu ki, Mehmet bi daha bi daha ister annesi de hiç bıkmadan ekmeği yağlayıp verirdi biricik oğluna. 

Evin ortancasıydı Mehmet.On altı yaşında delikanlıydı. Bir ağabeyi bir de bacısı vardı.Bir de yaşlı şeker gibi bir dedesi vardı. Uzun ak sakallı tombul bir adamdı. Mektepten her gelişinde dedesiyle oturup bir daha derslerini tekrar ederdi. Dedesi eski muallim olduğu için okuyan torununu pek severdi. Evde tek okuyan da Mehmet’ti zaten. Babası ve ağabeyi cephedeydi Mehmet’in . Aylar geçmiş bi haber gelmemişti onlardan. Annesi hep gizli gizli ağlardı.Hiç kimseye belli etmezdi. Yine böyle bi gece ağlarken görmüştü annesini Mehmet. Gidip annesine sımsıkı sarılmış onu hiç yalnız bırakmayacağına söz vermişti. O günü hatırlayınca irkildi Mehmet . Siperlerde sadece fısıltılar ve Kur’an okuyan hafızların sesleri duyuluyordu. Tabi bir de hiç eksik olmayan silah sesleri , bomba sesleri.

Yine dalıp gitti uzaklara Mehmet daha bir ay önce gül yüzlüsünün yanındaydı. Sabah mektebe giderken çeşmenin başında hep onu görürdü. Her sabah onu göreceğinin heyecanıyla koşa koşa giderdi mektebe. O gün tam geçerken el etmişti ona . Çeşmenin arkasındaki elma ağaçlarının altına gecti ve onu beklemeye başladı. O da bir heyecanla geldi yanına. Hiç bir şey söylemiyordu ikisi de. Birbirlerine gülümsüyorlardı sadece . Elma yanaklım derdi hep sevdiceğine. Onun da yüzü kizariverirdi hemen. Şakacıktan kızardı Mehmet’e . Ama çok hoşuna giderdi öyle demesi. Mehmet onun ahu gözlerine tutulup kalmıştı. Sessiz sedasız onu izliyordu. Onu ilk gördüğünde yağmur altında ıslanmış evine su götürüyordu. O ilk gün yine takılıp  kalmıştı onun ahu gözlerine Mehmet. Yanından geçip gitti testisiyle. Sonra başını yere eğdi. Bi daha göremeyecegini düşündü. Ulu orta takip edecek değildi ya ayıp olurdu.Kimdi , kimin  kızıydı bilmiyordu. Tek umudu bir kez daha görmekti onu. Belki o zaman öğrenebilirdi. Içinde bi kırgınlıkla çeşme başına vardı. Çesme başındakilere bakınca yüzünde bi tebessüm belirdi. Bacısı vardı çeşme başında . Akşam olmuş eve su lazımdı . Bacısı da ağabeyi gelmeyince is başa düştü deyip çıkmıştı suya. Hemen bacısına seslendi, çağırdı yanına. Sordu soruşturdu. Allah tan bilirmiş bacısı  o kızı da güle eğlene deyiverdi hemen agabeyine. O gün öğrenmişti Nazlı’sını . Hem de bir ömür bu ismi unutmamak için söz vermişti kendine. Sonra her aksam da çeşme başında yolunu gözler oldu Nazlısının . 

Bir gün su testisi ağır gelince Nazlı bırakıverdi yere . Mehmet yardım etmek istedi yanına vardı usulca. Selam verdi tam testiyi alacak , Nazlı’nın bakışları değişti . Sonra bir fırça attı Mehmet’e . Neya uğradığını şaşırmıştı Mehmet. Yanakları kızardı Mehmet’in. Çeşme başında çoluk çocuk güler oldu ona. Ne yapsın utancından iki büklüm başını yere eğdi evin yolunu tuttu. Evde bile hali bi garipti o gün . Bacısı geldi yanına teselli etmek için ama nafile. Kırılmıştı bir kere.  Bacısı çok üzüldü ağabeyinin bu haline.Sonra ertesi gün ağabeyinden habersiz çeşme başında ne var ne yok deyivermis Nazlı’ya. Sonra gelip agabeyine de anlatmış bütün her şeyi. Meğer Nazlı’nin da gönlü varmış belli etmezmiş bizim Mehmet’e . Çeşmenin arkasındaki elma bahçesinde İlk görüşmeden sonra artık olan olmuş. Sevdalarıni köyde duymayan kalmamış. Aileler ne yapsın, her şey kötü savaş var kıtlık var ama Allah’ın emri deyip bir edelim seven gönülleri demisler.O gün bugündür Mehmet’in okulunun bitmesini beklemiş Nazlı’sı .Sonra hep çeşmenin arkasindaki elma ağaçlarının altinda hasbihal eder olmuslar. 

Deminden beri bakışirlar ama sessizliği İlk Mehmet bozdu.  Ahu gözlüm deyip gülümsedi  yavuklusuna. Yutkunup “Birşey demeye geldim sana ” dedi.Ikiside gülümsedi birbirine.  Sonra Mehmet anlatmaya başladı. “Memleketin durumu ortada ahu gözlüm. Bizim durmumuzda meçhul. Mektep biter bitmesine yuva da kurulur emme vatan olmadıktan sonra yuvamızı başımıza yıkarlar. Ben çok düşündüm ahvali. Tek bir yol buldum. Babam cephede, ağabeyim cephede. Aylardır bi haber gelmedi. Devletimiz sıkıntıda . Dedem zaten yaşlı. Ben bir evde tek erkek kaldığım için çağırmazlar beni askere ama her gece uykularım zehir olur bana. Babamı, ağabeyimi düşünürüm. Uyuyamam kaç gecedir. Sana diyeceğim Nazlım, sakın üzülme tamam mı ben gönüllü gidecem cepheye. Daha anama bile demedim bunu. Sana geldim Nazlım helallik almaya geldim senden. Eğer dönersem yuvamızı kuracaz senle ama eğer dönemezsem benden bi haber gelmezse beklemeyesin beni. Yuvanı kurup mutlu olasın bir ömür ,güzel yüzün hep gülsün emi ” deyip ahu gözlerine bir kez daha baktı sevdiceğinin. Nazlı kızgındı gitmemesini istedi. Gözlerinden yanaklarına sel olmuş süzülüyordu yaşlar. Dünyalar başına yıkılmış gibiydi. Ikisi de sadece birbirlerine bakıyorlardı. Nazlı kendinden gecmisti. Tek  yaptığı başını yere eğip ağlamaktı. Hiç bir şey söylememişti başka ,dili lal olmuş susmuştu. Zira ahval ortadaydı. Hıçkırıklara karışan sesiyle Rabbine emanet etti sevdiğini. Son bir kez gözgöze geldiler. Mehmet’in gözleri kızarmıştı.Konuşmak istedi, ona çok şeyler söylemek istedi, onu ne kadar sevdiğini diyecekti ona  ama geri dönmemek vardı. Kelimeler boğazına dizilmişti.Tek kelime söyleyemeden ikisi de birbirinden uzaklaştı.Nazlı arkasına dahi bakmadan gitti ağlayarak. Bu son görüşüydü sevdiceğini. Belki bi daha hiç göremeyecekti.

Evde de durum çok farklı değildi. Gizli saklı ağlayan annesi artık kendinden geçmişti. Dayanamayıp oğlunu ,son kalan oğlunu kucağına sıkı sıkı basıyordu. Bacısı bir köşe de, dedesi bir köşede sessiz sessiz aglaşıyorlardı.

Tam bir ay önceydi. Arkasına baka baka cepheye gönüllü geldiği o günleri , ahu gözlüsünü İlk gördüğü günü bile bir bir hatırlamıştı. Içindeki özlemle bütün yaşadıkları gözünün önüne geldi.

Başını salladı sağa sola kendine gelmeye çalıştı. Siperde hareketlilik vardı. Herkes taarruz pozisyonu almıştı. Salih çavuşun bir  emriyle fırladı yerinden. Savaş artık onun için de başlamıştı. Gördüğü hedefe ateş ediyor, karşılıklı yer kapmaya çalışıyorlardı. İlk hedefimiz fedailerin arkasından geri çekilip düşmanı kanatlardan sarmaktı. Yavaş yavaş daldık düşmanın ortasına doğru. Içinden düşman buna  sevinmiştir diye düşündü Mehmet. Çünkü savunmasız çılgınca taarruza başlamıştı ordu. Düşmanın tam istediği gibi açık hedefti. Yanındaki askerler bir bir yere düşmeye başladı. Düşmanın savunmasını tam ortadan yarmak üzereyken taktik gereği geri çekildi bölük. Düşman bir zafer kazandım edasıyla gelmeye başladı. Tam o esnada kanatlar harekete geçti ve düşman içte sıkıştı. Askerler geri çekilmeyi bıraktı ve düşmana son darbeyi vurmak için Allah Allah nidalarıyla koşturmaya başladılar. Düşman sarsılmıştı. Ne olup bittiğini anlamadan sağdan ve soldan saldırıya uğramıştı. Mehmet ateşe devam ederken kadim Türk taktiği yine işe yaradı diye iç geçirdi ve gülümsemeye başladı. Askerlerde ayrı bir hırs ve cesaret vardı. Hekesin yüzünde bir zafer gülümsemesi vardı. Taarruz kazanılmıştı zira. Salih çavuş vardı Mehmet’in yanında. Birbirlerine sarıldılar sıkı sıkı. Elhamdülillah ne güzel zaferdi böyle. Yine de  ilerde üç beş düşman askeri vardı. Sonra bir ses duyuldu. Dehşet verici bir sesti. Cephede bir gün geçiren herkes bu sesin nereden geldiğini tahmin edebilirdi. Düşmanın acımasız devasa savaş makinelerinden, denizdeki savaş gemilerinden geliyordu bu ses. Sesin tınısı iyice incelmiş ve ses kulakları parçalarcasına duyulmaya başlamıştı. Sonra bir karanlık kapladı her yeri. Mehmet yerdeydi. Gözlerini açınca anladı bomba az ötelerine düşmüştü. Hareket edemiyordu. Bacaklarında ve göğsünde sarapnel parçaları vardı. Son bir gayretle ayağa kalkmak istedi. Eliyle doğrulmaya çalıştı ama olduğu yere yığılıp kaldı. Sağ kolunu hissetmiyordu. Başını eğdi bakmaya çalıştı ama kolu yoktu yerinde. Muhtemelen bir şarapnel parçalamıştı kolunu. Dehşete kapıldı ve acısını iyiden iyiye hissetmeye başladı. Az ötede karşısında Salih çavuş vardı. Hareketsiz ve sessiz elinde emektar silahiyla bu şanlı ordunun bir neferi olarak gözlerini bu dünyaya kapatmıştı. 
Acısı şiddetlendi. Göz kapakları yük olmaya başlamıştı artık. Kapattı gözlerini aklına Nazli’sı geliverdi. Evlendiğini düşledi o anda. Acısını unutturmuştu hayali. Ilk defa ellerini tutmuştu ahu gözlüsünün. Gözlerine İlk defa korkmadan doyasıya bakabilmişti. Tek hayali buydu zaten. En saf en temiz sevgiyle kucaklamak istemişti hep sevdiceğini. Şimdi karşısındaydi Nazli’sı. Sanki her şey gerçek gibiydi. Ama acısı çok şiddetlendi, dayanacak gücü de kalmamıştı. Gözlerini açtı tekrar.Sihhiyeler geldi başına. Bir kaç soru sordular  ama acıdan cevap veremedi. Sedyeye aldılar Mehmet’î ve cephe gerisini taşımaya başladılar. Gözleri kapalıydı. Bilinci yerinde değildi. Ama o sanki gülümsüyordu. Nazlı’si vardı yanında çünkü. 

Acısı son safhaya kadar gelmişti, artık dayanmakta istemiyordu. Herşeyin farkındaydı aslında Mehmet. Gidiyordu artık bu diyardan. Annesi geldi aklına , yağlı ekmekleri geldi . Kahraman babası, yiğit ağabeyi geldi aklına. Hepsi gülümsüyordu ona. Tombul dedesi, bacısı herkes onu davet ediyordu artık . Sesler isitmeye başladı ve son bir gayretle açtı tekrar gözlerini. Allah Allah nidalarıyla şanlı ordu zaferini kutluyordu. Elhamdülillah dedi iç geçirdi. Artık gözü arkada kalmamıştı. Annesi bacısı rahat edecekti. Sevdiceği Nazlı’ sı yuvasını kurup mutlu olabilecekti. Oysa ne güzel hayaller kurardı Nazlisiyla, o küçük yuvasında şirin şirin çocuklarını hayal ederdi ama olmadı. Olsun daha  ne isteyebilirdi ki bu hayattan? Bütün sevdikleri mutlu olacaktı ya bu ona yeterdi zaten. Allah yolundaki bu aziz milletin bir ferdi olarak cephede vatanı için sevdikleri için seve seve canını verecekti. Ne güzel bi şehadet, ne kutlu bir şahadet diye geçirdi içinden. Bir daha açmamak üzere kapandı yavaş yavaş gözleri.Ahu gözlüsüyle ele eleydiler yine. Nefes alışları yavaşladı iyice. Elhamdülillah diyerek son nefesini verdi.

« Hüküm bu »

Hatırlamazsın ama ilk defa ciğerlerin nefesle dolunca bir acı hissedersin. Minik bedeninin çaresizliğiyle tek yapabildiğin şey ağlamak olur.O an çevrendikler senin ağlayışınla bile mutlu olurlar. Onlar için bu bir yaşam belirtisidir. Onlar kahkaha atar, sen ağlarsın. Kimse bilmez ama ne acılar çektiğini. Oysa sen alışkanlığın vermiş olduğu bir sahiplenme duygusuyla, minik bedeninle anne karnını da sahiplenirsin. Bu ayrılık da, sahiplendigin her şeyin bir an da elinden kayıp gitmesidir aslında. İşte o an hayatında yaşadığın ilk ve en büyük yenilgi bu olur.Her şeyini kaybedersin ve nefes alıp vermeye alışıncaya kadar canın yanmaya devam eder. 

Aslında o küçücük dünyanda bunlardan bi habersin. Tek bildiğin artık nefes almak ve korkak bakışlarla dışarıyı tanimaya çalışmak olur. Aklına o an geldikçe de ağlarsın, acıkınca da ağlarsın.Yaşadığın o bambaşka dünyanda her şey sana hizmet ederken ,  bu yeni dünya da her şey için sen çabalamak zorunda kalırsın . 

Zamanla unutmaya başlarsın yaşadıklarını. Senin olandan sana ait, olduğunu sandığın her şeyden yoksun kalmanın acısını dahi unutursun . 

Yeni bir hayat başlar senin için . Ailen olur , sevdiklerin olur hep yanında. Yeni dünyaya merhaba dersin . Herkes sana ilgi alaka gösterir. Seni seveler, okşarlar. Öpücüklerle gösterirler sana en büyük sevgilerini. Sımsıkı sarmalarlar seni kollarıyla. Sonra sen de bütün bu güzelliklere kayıtsız kalamazsın. Gülücükler saçarsın her yana .Önce anneni tanırsın , sonra babanı ve sonra bütün sevdiklerin hep yanında olur  . 

Büyürsün yavaş yavaş . Yürümeye başlarsın bütün sevdiklerin yanındadır . Hele ki annen hiç bırakmaz seni. Unutmuşsundur artık o ilk acıyı ama  ağlarsın yine, annen yetişir imdadına. Bazen yürürken düşersin. Canın acır ama mücadeleyi bırakmadan yerinden kalkar ve tekrar yürümeye devam edersin. Sonra bakarsın ki artık koşuyorsun. Karşında annen ve baban var. Sana kucak açmış bekliyorlar. O şirin mi şirin ayaklarınla etrafına gülücükler saçarak koşarsın onlara. Hayatının en güzel mutluluklarını yaşarsın. Bir bakmışsın konuşmayı öğrenirsin. Artık konuştukça da mutlu olmaya başlarsın . Kendi halini anlatabildikçe mutlu olursun . Bazen istemeden üzersin anneni o sana kırılır , bazen de onlar seni istemeden üzer ama sonra onun gözlerine bakarsın. Sanki içindeki bütün sevgisi o an gözlerinde birikmiş gibidir. O sana kıyamaz ki bilirsin bunu zaten . Bir kere de gülümser sana , sen de koşarak birakiverirsin kendini onun sevgi dolu kollarına.

Konuşmayı onlardan öğrendiğin gibi hayatı da onlardan öğrenirsin. Sana hep olması gerekeni öğretirler. Hep iyiyi ,iyi  olmayı öğretirler sana .Sen de hep güzelliklerle dolu bir hayat hayal edersin.Bu güzellikler hiç bitmeyecek gibi yaşarsın .Böyle mutlusun çünkü, başka bişey duymak , bilmek istemezsin.

Bu arada hayatta hiç kimsenin durduramadığı zaman akıp gitmeye devam eder. Büyürsün artık,  çocukluğunu,  gençliğini yaşarsın bir bir.

 Hayat bir anda  farklı olmaya başlar senin için . Büyük bir şaşkınlıkla afallarsın önce. Sonra uzun zamandır yaşamadığın  seyleri yaşamaya başlarsın. Acı bir kez daha sana uğrar . Sen her ne kadar kaçmaya çalışsanda artık senin yakanı bırakmaz o. Sorumlulukların artar hayatta . Buna da alışırım dersin mücadeleye devam edersin . Her şeyin karşısında dimdik durabilcegini düşünürsün ve gerçekten de savasırsın bütün bunlarla. Çünkü sen öyle güzel bi hayat yaşadın ki , orda o samimiyetin içinde o kadar masum hayallerin vardı ki senin. İşte bunlar için savaşırsın. Savaşmaya değer hayallerin için.

Zamanla öğrenmeye başlarsın bazı acı gerçekleri. Bütün sevdiklerin yanında olur çoğu zaman . Onlara güvenip mucadelene devam edersin her şeye rağmen . Ama sonra bir bakmışsın bir bir gitmeye başlamış bütün sevdiklerin. Sanki karanlık bir mahsendesin, gözlerini açarsın ama göremezsin kimseyi. Ellerinden sımsıkı tutarsın onların ama nafile elinden kayıp gider sevdiklerin. Gittikçe yalnızlık seni çepeçevre sarar. Artık ne o mutlu günlerden ne de o güzel günlerin güzel insanlarından hiç bir şey kalmaz geriye. Sadece geçmişteki bir kaç hatıra olarak kalırlar.

Genç yaşlarda hayatın bu en acımasız gerçeğiyle tanışırsın . Tek başına uzun ve tehlikeli bir yolculuktasindir artık. 

Peki ya her şey bitti mi? Yok öyle hemen pes etmek. Hele bir de içinde mücadeleci bir ruh varsa ,o zaman sıkı dur her şey yeniden başlar senin için . Bir kere daha kalkarsın ayağa ve koşar adımlarla aşarsın  karşına çıkan bütün engelleri. Acının en büyüklerini yaşarsın hep. Bazen takılırsın, tekrar devam edersin. Arkana dahi bakmadan bir koşturmaca bir mücadele ile hayata dört elle sarılırsın. 

Sonra geriye bakmak istersin. Nerede olduğunu bilmek istersin. İşte o an aklına yaşadığın İlk acı gelir. İşte o zaman anne bedeninden ayrılan masum yavrunun bütün acılarını hatırlarsın.  Kendi acılarını hatırlarsın artık bir bir.

Geriye dönüp bakınca  öyle bir cehennemden çıktığını görürsün ki, yaşadığın bütün acılarını sahiplenmek istersin . Adeta canını acıtan her şeyden mutlu olursun. Bütünü görmeye başlarsın. Yapbozun bütün parçaları bir bir yerine oturmaya başlar . Anlarsın ki yaptığın hatalarla var olan da, yaşadığın bütün acılarla var olanda sensin. Bu dünyaya gözlerini actiginda yaşadığın İlk acıdan ve dünyaların başına yıkıldığı bütün acılarda seni sen yapan şeylerdir.Içinde adını dahi koyamadığın bir hazdir o. Yavaş yavaş büyür ve bütün dünyanı kaplar .Mutluluk oldukça acının da var olacağını ve yaşayacağın hiç bir şeyden kaçamayacağını bilirsin.Artık teslimiyet hasıl olmuştur.Zira kader hükmünü icra etmiştir.

« Şahit ol »

Göz kapakların kıpırdamaya başlar . Güneş fırsat buldukça ışıklarını pencereden sizdirmaya çalışır. Sonra gözlerini  açmak istersin ama tatlı bir acı verir sana. Hemen kapatmak ve hiç bi daha açmamak en iyisi dersin. Gözlerini kapatıp şöyle rahat bi uyku için tekrar hazırlanırsın. Sanki yatakta yerini sağlama almak ister gibi. 

Şimdi gözler kapalı ama akıl çalışmaya başlar. Sen hissetmezsin bile ama der ki sana biraz önce neden uyandın? Sorunun cevabını ararken daha fazla düşünürsün, Sonra o gün yapacakların gelir aklına. Derken sen bunları hissetmezsin bile uyku ile uyanıklık arasında. Ama onlar seni yavaş yavaş uyandırır.

Güneşin harekete geçirici bir etkisi de vardır. Insanlar için hayvanlar için ve adını dahi bilmediğin bir sürü canlı için. Onlar güneşin doğuşuyla koşuşturmaya başlarlar. Kimisi elleriyle sarılır işine , kimisi kanat çırpar o günkü nasibine. 

Kulağına sesler gelmeye başlar hafiften. Önce uyku halinden çıkamazsın ve sesleri uykuyla bagdastirirsin. Sonra istemsizce kulak kesilirsin sesleri birbirinden ayırt etmek için. Eğer şehirden uzaksan işte o zaman sadece doğayı duyarsın. Doğanın oluşturduğu dünyanın en ünlü korosu seni karsilar sabahin İlk ışıklarında.Güneş ışıkları raks eder perdenin altından. Hafiften de tatlı bi rüzgar esintisi hissettirir kendini. Kuşlarda boş durmaz hani. En güzel şarkıları söylerler sabahları.Işte orkestra tamamlandı. 

Adeta seni çağırır hayat. Seni de kendine katılmaya davet eder bu devasa orkestra. Çünkü sen de bir parçasısın bu büyük resmin. Sen de bu orkestra da belki bi kuş cıvıltısı ya da bir esintisin.Belki de bir ışık huzmesisin.

Bütün bunlar o kısacık anda belki bi kaç dakikanın içinde gerçekleşiverir. Hepsi aklına gelir ve sana düşündürür bunları. O aklından geçirdiğin her şey bütün tevazusuyla seni kendine çağırır adeta . Sen de bu muhteşem orkestarnin davetine kayıtsız kalamazsin.Bir sartlanmislikla dogrulursun yerinden ve pencerenin önünde hafiften perdeyi aralamaya başlarsın.

Güneşin ilk ışıkları karşılar seni. Gözlerini kamastirir ve sonra odayı dolduruverir bir anda. Dünyanın bu en büyük orkestrasinin karşısın da sabahın ilk ışıklarına merhaba dersin . Artık bütün o düşüncelerden sıyrılıp bu devasa orkestranin bir parçası olarak yeni günü yeni bir başlangıcı bir tebessümünle selamlarsin.

« Yolcu »

Cadde boyunca ışıklar gözlerimi kamaştırıyor. Uzunca bir cadde de bir insan seline kapılmış yürüyorum. Sadece yürüyorum. Nerden geldim ? Nereye gidiyorum? Bilmiyorum. Sanki her şeyi bir anda unutmuşum gibi. Bütün bu insanlar neden benle birlikte yürüyor? Ya da nereye gidiyorlar? Onu da bilmiyorum.

 Sokağın başından beri arkamda beni gözleyen İki çift göz var. Bir kız ve bir erkek . Erkek sürekli bişeyler anlatıyor ona .Kız sürekli ona gülümsüyor. Ellerini sımsıkı tutmuş kız. Yürürken başını hafifçe omzuna koyarak devam ediyor gülümsemeye. Tam o anda beni farkedip yine bakıyor bana  . Yanındaki gözler de benim üzerimde .  Çok mutlu görünüyorlar ama neden bana nefret eder gibi bakıyorlar hala anlayamıyorum. Sadece yürüyorum. Hiç kimseyi tanımıyorum burda.Yanımda benimle birlikte yürüyen ve beni izleyen bir kaç  çift göz daha var . Gülmekten ya da kahkaha atmaktan vakit buldukça bir de bana bakıyorlar ve hiç gülümsemiyorlar. Aslında herkes de gülmüyor bu caddede . Bazı insanlar da var bana bakmadan geçip gidiyorlar.

Şu an  hangi caddede yürüyorum bilmiyorum. Ama insanlar üzerime bir sel gibi geliyor ve bir sel gibi gidiyorlar. 

Bir de bakıyorum da herkes soğuktan birbirine sıkı sıkı sarılmış. Bunu geç farkettim. Galiba hava bir o kadar da soğuk. Ama ben üşümüyorum. Bu upuzun cadde de yalnız başıma yürüyorum. Belki üşümediğim için kimse yok yanımda. Ne gerek var ki ? Ya da en azından bir dost olsun yanımda. Hem olsun ne zararı olabilir ki bana. Belki bende onunla gülerdim herkes gibi. Tek başıma mı çıktım acaba yola ? Yine takıldı kafama bir sürü sorular. Ben kimim? Neden bu insan kalabalığın da ben tek başımayım? Nereye gidiyorum?

Caddenin sol tarafında bir boşluk gördüm. Bütün bu ışık saçan tabelaların  bile aydınltamadığı bir karanlık. Bir an evvel birşeyler yapmalıydım bu durumdan kurtulmak için. Kalabalıktan sıyrılıp oraya doğru yöneldim.

 Bir an da yerde buldum kendimi . Gözlerimi açınca göremediğimi farkettim. Sonra kapattım ve tekrar açtım gözlerimi. Bir şeyler gözüme ilişti. Büyükçe bir kaç teneke yığını vardı. Üstlerinde  fazlasıyla birikmiş çöpler görünüyordu.Yavaşça doğruldum ve kendime gelmeye çalıştım. Burnuma hafiften ekşi ve kötü kokular gelmeye başladı. Gözlerimi biraz daha açtı bu kokular. Şimdi bir şeyleri daha iyi anlamaya başladım. Çıkmaz bir sokaktayım , çöplük gibi bir yerde ve tek başımayım. 

Sağa sola bakmaya başladım. Sonra kutuların üstünde yaşlıca bir ihtiyar gördüm.Saçı sakalı birbirine karışmış bir ihtiyar. Kutuların üzerine uzanmış yatıyordu. Bu soğukta nasıl uyuyabilir bilmiyorum. Yanına gittim ve seslendim. Ama beni duymadı. Sanki kendinden geçmiş gibiydi. Eğildim ve biraz daha yaklaştım ona. Sonra kendine geldi ve gözlerini yavaşça açmaya başladı . Yarı kapalı gözleriyle sağa sola baktı ve yavaşça toparlandı. Beni karşısında görünce biraz heyecanlandı galiba. Eliyle sakalını düzeltmeye başladı. Sanki bana bir şeyler söyleyecek gibiydi.  Ben de bir hışımla onun konuşmasına fırsat vermeden yolumu kaybettiğimi söyledim. Bana kulak dahi asmadı. Yerde yatık şişeyi eline aldı ve  bir kaç kez salladı. Sonra için de kalan üç beş yudumu içmeye basladi. Yüzüne baktım tekrar ve ona halimi anlatmaya çalıştım.  Deminden beri rüya gibi bir şeyin içinde olduğumu anlattim ona.Kendimi bir insan selinin ortasında yürürken bulduğumu söyledim.Nereden gelip nereye gittiğimi bilmediğimi anlattım.Ama nafile yüzüme dahi bakmadan şişeyle ilgilenmeye devam ediyordu. 

Iyiden iyiye sinirlenmeye başladım. Çünkü her şeyimle, kendi benliğimle kaybolmuslugun,çaresizliğin içindeydim. Sanki biri beni boğmaya çalışıyordu.Biraz daha ısrar ettim ve yırtık ceketinin bir köşesinden tutup onu sarsmaya başladım. Sonra bana dikkatle baktı ve şişeyi ağzına götürdü. Kalan son yudumu da gözlerini kapatarak içti ve şişeyi aldığı yere bıraktı. Simdi benimle ilgilenmeye başlamıştı.Kaybolduğumu söyledim tekrar. Nereye gideceğimi bilmediğimi söyledim ona. Usulca tuttu kolumdan ihtiyar ve biraz daha doğruldu. Sanki bir sır  verecek gibiydi. Yavaş yavaş kendini hazırladı söyleyeceklerine. Son bir kez eliyle sakalını düzeltip yaklaştı bana doğru.Gözlerimin icine baktı ve hırıltılı bir sesle konuşmaya başladı benimle. 

“Yolcuysan bir yol vardır.Yola çıkmışsan bir başlangıç vardır. Kaybolduysan yolu tekrar bulmak vardır. Yoldaysan varılacak  bir yer vardır.”